Nuriye ile Semih ve Analarımız: Sizi de bir ana doğurmadı mı?



Konuk yazar: B. Sadık AlbayrakŞairlerimiz bize seslendikleri kadar onlara da seslendiler. Hasan Hüseyin, “Kör olasın demiyorum / Kör olma da / Gör beni” demişti. Ankara Yüksel Caddesinde “İşini, ekmeğini, onurunu” korumak için direnirken dövülerek gözaltına alınan Veli Saçılık’ın annesi Kezban Saçılık’ı sürükleyen polise bakıyorum, kaskının önünü çevreleyen camın ardında gözlerini arıyorum. Oğluna haklı direnişinde omuz vermek için yanında duran bir anayı tekmeleyerek yerlerde sürükleyen birinin gören gözleri olduğunu sanmıyorum. Gözleri görse de gördüklerini beynine iletecek, burada fikirlere dönüştürecek ve çıkarımlar yapacak bir düşünsel mekanizmadan yoksun olduğu kesin. Hepimizin en kutsalı, insanı dokuz ay karnında taşıyıp doğuran ve bin bir emekle büyüten bir anaya bunu nasıl yapabilir? Gezi halkı, bu polislere en güzel şiiri yazmıştı: “Polis, simit sat, onurlu yaşa!” Şairlerimiz, en çok bize kızdılar; Nâzım Hikmet, “Akrep gibisin kardeşim” dedikten sonra kızmasını sürdürmüş, “Koyun gibisin kardeşim, / gocuklu celep kaldırınca sopasını / sürüye katılıverirsin hemen” diye devam etmişti. Dersimizi almıştık. İçimizden akrep ve koyun gibi olmayı onurlarına yediremeyenler, insan olmaya en çok yakışanlar, “İşimi, ekmeğimi, onurumu” yitirmeyeceğim diye aylardır direniyorlardı. Sorgusuz sualsiz, KHK ile işten atılan akademisyen Nuriye Gülmen, Ankara Yüksel Caddesindeki İnsan Hakları Anıtı önünde 198 gün önce başlatmıştı direnişi. Her gün gözaltına alındı. Yerlerde sürüklendi. Yılmadı, serbest bırakılınca anıta koştu. Bu kararlı direnişi, gözaltı tutanaklarında polisi, Nuriye Gülmen’in adres bölümüne, “Yüksel Cad. İnsan Hakları Anıtı Önü” diye yazmak zorunda bırakmıştı. Nuriye’nin direnişine, benzer biçimde işinden ve ekmeğinden edilen eğitimci Semih Özakça katıldı. İnsanca bir yaşam için mücadele ederken hapse atılan, yetmezmiş gibi kolu bir kepçenin dişleriyle kopartılan, güç bela bulduğu işinden edilen Veli Saçılık da geldi anıtın önüne. Nuriye ile Semih dün itibariyle 76 gündür, en temel hakları için açlık grevindeydiler. Dünyanın en barışçıl eylemini yaparken, sabaha karşı kapıları kırılarak gözaltına götürüldüler. Yetmiş beş gün aç kalmış, vücutlarının savunmasız, en küçük darbeler karşısında kırılgan olduğu, yanlarına yoğun bakım hemşirelerinin ihtimamıyla yaklaşılması gereken kritik bir durumda, gece yarısı silahlı polislerin saldırısıyla karşılaştılar. Polislere kapı kırdıran suçlama gerekçesini savcı, “Açlık grevinin ölüm orucuna dönüşebileceği, Tekel ve Gezi benzeri eylemlere sebep olabileceği” biçiminde yazmıştı. Şairlerimiz, gören gözleri yetmezse, duyan kulakları işe yarayabilir diye onlara da seslendiler. Nâzım Hikmet, “Analardır adam eden adamı / aydınlıklardır önümüzde gider. / Sizi de bir ana doğurmadı mı? / Analara kıymayın efendiler” demişti. Analardır adam eden adamı; adam ettiklerinden de Gorki’nin Ana’sı olmayı, çocuklarının mücadelesine katılmayı öğrenir analar. Semih’in annesi Sultan Ana’nın açıklamasını okurken, Maksim Gorki’nin Ana’sı canlandı karşımda: “Oğlumun yerini doldurmaya geldim. Bir anneden direnişçi yarattınız, elinize sağlık. Beni kimse kaldıramaz. Onun bir kılına zarar gelsin yakacağım adliyeyi. İşini istemek teröristlikse ben de teröristim.” Veli Saçılık’ın annesi Kezban Saçılık da zulümdarlara şöyle sesleniyordu: “Avrupa’ya itle köpekle saldırdılar diyor. Aynısını bana yaptılar. 200 metre sürüklediler beni. Kolumu çıkardılar. Çocuklarımıza evinizde oturun diyorlar. İşini, aşını ekmeğini elinden aldılar, evde ne yapacak. Ev yemek ister, ev aş ister, ev kira. Ha dışarıda ölmüşüz ha içeride. Zaten açık. Her zaman çocuğumun arkasındayım. Her zaman faşizm uyguluyorlar. Bundan da utanç duymuyor. Ne diyeyim böyle devlet bunlar utanmaz” Şiir gibi konuşan analarımızın söyledikleriyle Nuriye ile Semih’i sorgulayan savcının sorusunu karşılaştırın: “Yaptığınız eylemlerle hak arayışından uzak, halkta kin ve nefret uyandıran eylem tarzı yapmanızın amacı nedir?” Cürümleri o kadar büyük; en küçük kıpırtıdan ölesiye korkuyorlar. Berkin’in misketlerini silâh zannediyorlar. Nuriye ve Semih’le çarpan kalbimizin sesinden Gezi’nin setleri yıkan selini duyuyorlar.